Ertele-me!


Erteleme aslında kadar büyük bir sorun ki her kesimden her insanı rahatsız eden bir sorun. İster bir şirket çalışanı olun, ister yönetici, ister öğrenci, ister ev hanımı. Herkes zaman zaman bir şeyleri erteler, öyle diil mi?


Her şeyin bu kadar dikkatimizi dağıttığı bu dijital dünyada elbette bir şeylerin yapılıyor olması bile bir mucize aslında. Ama esas sorun ertelemenin kronik hale gelmesi ve hayatınızı olumsuz anlamda etkilemesi.


Ertelemenizin nedenlerine dalıcam birazdan ve size nasıl durduracağınız konusunda bazı uygulanabilir stratejiler vereceğim. Ama önce erteleyici tiplerinden biraz bahsedelim mi?

Birkaç tip erteleyici var. Bunlardan ilki, benim de zaman zaman kendimi içinde bulduğum, temizlikçiler.


Diyelim ki yapman gereken önemli bir iş var, bir anda makinedeki çamaşırlar aklına gelir, ya da masadaki toz seni rahatsız ediverir ve her yeri süpürüp silmeye başlarsın. En sevdiğim.


Bunun bir de uzaktan akrabası var, o da planlayıcı. Bu da işin başına oturdu zannedersin, o işle ilgili notlar, post itler, renkli kalemlerle plan progrma yazmalar, sanat eseri çıkarırcasına bir çalışmalar, uzaktan baksan bir iş yapıyor sanırsın, ama esas işe gelince, ortada bir şey yoktur tabii.


Bir de zaman bükücüler var. Bunlar herhangi bir işi son milisaniyeye kadar bekletirler. Zamanı geldiğinde ortaya da bir şey koyarlar. aslında Böylece kendilerini baskı altında çok iyi çalıştıklarına ikna etmişlerdir. Belki ortaya bir iş çıkarırlar, ancak bunun maliyeti aşırı ve aşırı bir stres ve yorgunluk olur.


Bir de diziciler var. İşe koyulacaksanız, fonda ses olsun diye Netflix'i açıyorsunuz mesela. Ama saatler sonra, bir bakmışsınız Atiye’nin 8 bölümü bitmiş ama ortada iş yok.

Bunun bir de yakın kuzeni var. O da sosyal medyacı. Bu ikisi birbirine çok benzer. Bu tür erteleyiciler aslında mecrada yenidir ancak içlerinde en kötüsü olabilir. Bunlar da işi falan unutup saatlerce instagramda kedi videoları izleyebilir mesela.


Bir de mükemmeliyetçiler var. Şimdi bunlar enteresan çünkü bunlar verilen göreve hemen atlarlar, ama garip bir şekilde işleri asla ve asla bitmez. İşin her düzeyinde mükemmellik ararlar. Her ayrıntıyı sürekli olarak kontrol eder, hep bir son dakika düzenlemesi, değişikliği yaparlar.


Son tip erteleyiciler de sefacılar. Bunların işi gücü iyi vakit geçirmektir. Bunu da başarırlar ama verimli değillerdir. Hep bir şeyleri kaçırdıkları hissini yaşarlar. Kendilerine keyif verecek en ufak bir şey bile esas işi bir kenara atmalarına sebep olur.

Siz hangisisiniz? Ya da hangilerini sıklıkla yaşıyorsunuz fark edebildiniz mi?


Şimdi şunu bilin. Dünyada yüzbinlerce yüzbinlerce insan erteleme sorunu yaşıyor. İster ara sıra ister sık sık. Ama erteleme, üretkenliğinizi, özgüveninizi ve tüm yaşamınızı farkında bile olmadığınız şekillerde etkiler.


Genel kanı, erteleyiciler için şunu söyler: zamanı iyi kullanmıyorlar, ya da iyi bir planlayıcı değiller. Ya da erteleyicileri tembellikle, disiplinsizlikle, motivasyonsuzlukla suçlayabilir. Hatta ve hatta bunun bir irade sorunu olduğunu da söyleyebilirler.


Ancak gerçekte çoğu ertelemenin bunlarla hiç ama hiçbir ilgisi yoktur!


Erteleme bir zaman yönetimi sorunu değil, bir duygu yönetimi sorunudur. Erteleme çoğu kişinin sandığı gibi sadece bir tembellik göstergesi ya da zamanı iyi kullanamama sorunu değildir. Mesele sadece tembellikten kaynaklansaydı, biraz hatırlatma, biraz dürtükleme harekete geçmemizi sağlardı. Ama erteleme bundan daha fazlasıdır.


Erteleme, yapılması gerekli bir eylemi, yapmazsanız bunun zararları olacağını bilmenize rağmen, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde yapmayı ötelemektir. Size zararı olacağını bildiğiniz halde bunu yapmamaktır erteleme.


İşte aslında beyin ertelemeyi bir yardım aracı olarak kullanır. Potansiyel olarak size acı verecek bir deneyim ile uğraşmanızı engellemek için istemsiz bir bilinçaltı tetikleyicisidir erteleme.


Fakat, ister bilinçli bir seçim olsun, ister bir başa çıkma stratejisi olsun, sonuçları aynıdır. Ve ertelemenin verdiği hasar, bir işi tamamlayamamış olmak ve bu yüzden kendinizi ya da başkalarını hayal kırıklığına uğratmakla bitmez.


Ertelemenin maliyeti çok ama çok daha yüksektir.

Nedenini duymaya hazır mısınız?


Bir şeyleri ertelediğinizde, kronik olarak bunu yaptığınızda yani, beyninizde ve hayatınızda, size zarar verecek olumsuz kalıplar yaratır ve onları güçlendirirsiniz. Ve bu olumsuz kalıplar şunlara yol açar:


- düşük özgüven ve veya özdeğer

- işinizde ve yaşamınızda başarısız sonuçlar

- iş yeri veya özel hayatınızdaki ilişkilerinizde stresin artması

- aradığınız başarı veya ilerlemeye bir türlü ulaşamamak

- kendinizde bir şeylerin yanlış olduğu hissine kapılmak

- daha düşük motivasyon

- hayatta hak ettiğinizden daha azına razı olmak


Tüm bu olumsuz kalıplar daha fazla ertelemenizi tetikler. Bu aslında tam anlamıyla kendinizi sabote ettiğiniz bir kısır döngüye dönüşür.


Peki o zaman şunu soralım, NEDEN? Neden kendimize bunu yapıyoruz?


Neden ertelemenin ilerlememizi ve hayatımızı zora sokmasına izin veriyoruz ve buna neden oluyoruz? Neden kendimizde ve sevdiklerimizde hayal kırıklığına yol açtığını bildiğimiz bir eylemde bulunuyoruz? Neden bu döngüye devam ediyoruz?


Yapılan araştırmalar bunun sebebini şöyle açıklıyor: belirli duygudan kaçınmak.

Erteleme yüzleşmeye hazır olmadığımız veya nasıl başa çıkacağımızı bilmediğimiz duygularla yüzleşmemizi engelleyen bir başa çıkma stratejisidir aslında.


Bir işi, bir görevi yapmaya dair hissettiğimiz isteksizlik, söz konusu görevle/işle ilgili olabilir. Mesela temiz bulaşıkları kaldırmayı ya da kütüphaneyi düzenlemeyi canımızı sıktığı için ertelemek gibi. Ama bazen de bu isteksizlik aslında daha derin duygulardan da kaynaklı olabiliyor: En temeli korku… başarısızlık korkusu, ya da başarı korkusu, utanç, eleştirilmek, yetersizlik hissi, düşün özgüven, düşük özgüven, kendinden şüphe duyma, endişe gibi... ben bu işi yapacak kadar iyi miyim? Ya yapamazsam, ya da ya beğenilmezse, ya onaylanmazsam, ya benimle dalga geçerlerse… ya ya ya ya... bitmeyen negatif duygular...


Ertelediğimiz zaman, sadece söz konusu işi görmezden geldiğimizin değil, aynı zamanda bu şekilde hareket etmenin aslında kötü bir fikir olduğunun da farkında oluyoruz. Ancak yine de yapıyoruz. İnsanların bir süre sonra kronikleşen bu mantıksız döngüye girmelerinin nedeni ise, söz konusu işle ilgili hissettikleri negatif duygular.


Yani şunu sorabilirsiniz; özetle, iyi hissetmediğimiz için mi erteliyoruz?


Aslında evet... Ama ertelediğimizde devamında daha fazla stres, kaygı, suçluluk gibi negatif duygulara boğuluyoruz.



Tüm bu duygular bizi tek bir kaynağa döndürüyor tabii: o da beyniniz. Sadece beyniniz değil, özellikle bilinçaltı zihniniz ve koşullandırmalarınız.


Bilinçaltı zihniniz tıpkı bir mıknatıs gibi zihinsel veya duygusal rahatsızlığa neden olabilecek her şeyi sizden uzaklaştırır. Ve sessizce diğer yöne gitmeniz için sizi etkiler.

Erteleme için bir duygusal kaçınma tekniği diyebiliriz yani.


Ertelemeden gerçekleşen şey bilinçaltı zihninizin size acı verebileceğine inandığı herhangi bir şeyle başa çıkma yöntemiyle aynıdır. Bu acı ister gerçek ya da ister hayal ürünü olsun.


İleride daha çok kaygı ve stres ile sonuçlansa bile, duygusal rahatsızlık veya strese neden olan durumlardan kaçınmak için beyniniz size otomatik olarak gönderdiği bir mesajdır erteleme.


Öte yandan erteleme sizi yapacağınız işi bitirmenin vereceği hazdan ve olumlu duygulardan da yoksun bırakır.


Yani erteleme tam bir müsrif, zaman hırsızı, hayal katilidir...


Ertelemeyle dair araştırmalar, ertelediğimiz zaman aldığımız anlık hazzın gücünün, bir görevi yerine getirmenin hazzından daha yüksek olduğunu kanıtlamış.


Fakat ertelediğimizde hissettiğimiz anlık rahatlama aslında bu döngüyü özellikle kısır hale getiren şeydir. Çünkü hemen şimdiki anda yaptığımız ertelemenin sonucunda hissettiğimiz rahatlama, aslında bir ödül mahiyeti taşır. Davranış bilimlerine göre, bir davranışımız sebebiyle ödüllendirildiğimizde onu tekrar etmeye meyilli oluruz. Bu da tam olarak, ertelemenin tek seferlik bir davranış olmaktan ziyade, kolaylıkla kronik bir alışkanlığa dönüşen bir döngü olmasının nedeni.


Uzun vadeli ihtiyaçlar yerine kısa vadeli ihtiyaçları öncelikli tutma eğilimimiz...

Peki bu ne demek? Şöyle anlatalım:


Biz insanoğlu olarak (tabii ki istisnaları tenzih ediyorum) uzak geleceği düşünmek üzere programlanmadık. Çünkü hemen şu anda, şu kısa zamanda ve buradaki ihtiyaçlarımızı düşünmek, onları kotarmak üzere tasarlandık.


Araştırmalar şunu gösteriyor. Nöron seviyesinde bakıldığında, gelecekteki benliklerimizi kendimiz değil de, yabancı biri gibi algılıyoruz. Ertelediğimizde, beynimizin bazı kısımları, aslında ertelediğimiz görevlerin – ve bu sebeple bizi bekleyen olumsuz duyguların – başka birinin sorunu olduğunu düşünüyor...


Yani araştırmalar, beynimizin aslında şimdiki ve gelecekteki hallerini iki ayrı insan olarak düşündüğünü gösteriyor. Bu nedenle uzun vadede mantıksız bir tercih olsa bile, gelecekteki refahımızın pahasına şimdiki halimize öncelik verebiliyoruz.


Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma şunu kanıtlamış; katılımcılara şimdiki halleriyle gelecekteki hallerini düşünmelerini istediklerinde, beyinlerinin farklı kısımları devreye girmiş. İnsanlara on yıl sonraki hallerini düşünmeleri söylendiğinde, beyin kalıpları, sadece televizyonda, sosyal medyada gördükleri herhangi bir ünlü hakkında düşünmelerini istediklerindekiyle aynı tepkileri vermiş.


Bir görevi yerine getirmemenin, bir işi yapmamanın kendimiz için gelecekte daha fazla strese sebep olacağını bildiğimiz halde, bilinçli olarak bunu bilsek ve kabul etsek bile, zihnimiz yine de öncelikle mevcut tehdidi ortadan kaldırma konusuyla daha fazla ilgilenir. Araştırmacılar bunu “amigdala gaspı” olarak adlandırıyor.


Eğer ertelemeyi alışkanlık edindiysek ve kendimize daha iyi bir ödül bulamadıysak, zihnimiz ona daha iyi bir ödül sunana kadar aynı şeyi tekrar tekrar yapmaya devam eder.

Bunun sebebi duygusal ihtiyacın gücünün her zaman bilginin gücüne ağır basmasıdır. Bir şeyi yapmamak için onun doğrusunu biliyor olmak yeterli değildir. Çünkü insanlar duygularıyla var olan yaratıklardır. Duygusal ihtiyaç doyurulmadan bilmek yeterli değildir. Kendimiz için mümkün olan en iyi seçeneği o anki duygusal ihtiyaçlarımızla yaparız. Mesela, kanser hastası bir adam hala sigara içmeye devam eder. Bu adam üç gün daha fazla yaşamaktansa sigara içerek keyfinden vazgeçmemeyi seçiyordur. Onun için mümkün olan en iyi seçim sigara içmeyerek birkaç gün daha fazla yaşamak değil, yaşadığı sürece sigaradan aldığı keyiften vazgeçmemektir.


Herhangi bir alışkanlık olduğu gibi, herhangi bir ertelemeyi gidermek için de zihnimize “daha iyi bir teklif” vermemiz gerekir.


Çözüme dair duygusal boyutta yapılması gerekenler de var, bunların da altını çizebiliriz:

İlki, ertelediğiniz anlarda kendinizi affetmeniz ve suçluluk tuzağına düşmemeniz. Ertelediğimizde suçluluk duymayı bırakmamız gerekir. Araştırmalar, erteledikleri için suçluluk duyan bireylerin daha fazla erteleme tuzağına düştüğünü gösteriyor. Bunun nedenini anlıyor musunuz? (ufak bir açıklama).


Aynı şekilde ertelemeyle ilgili düşündüğümüz zaman hissettiğimiz stres ve sıkıntı/kaygı yine daha çok ertelememize sebep oluyor. Neden? Çünkü stres ve kaygı kişiyi paralize ediyor, etkisiz hale getiriyor. Bu da eyleme geçmeyi engelliyor. Tam bir kısır döngü yani. Dolayısıyla kendimize karşı şefkat, nezaket ve anlayışla hareket etmek de önemli. Araştırmalar şefkatli olmanın motivasyon ve kişisel gelişimi desteklediğini ortaya koyuyor. Şefkat sadece psikolojik sıkıntıları hafifletmiyor, aynı zamanda motivasyonu yükseltiyor, iyimserlik, bilgelik, merak ve kişisel inisiyatif gibi olumlu duyguları da teşvik ediyor.


#erteleme #tembellik #zaman #zamanyönetimi #duygu #duyguyönetimi #şifa #eft #duygusalözgürleşmetekniği